Şiddetin Gizli Tanığı




Küçük pembe yanaklarımdan yaşlar süzülürdü durmadan. En çok geceleri ağlardım. Çünkü babam gece eve gelirdi. Odamda yorganı başıma kadar çekip, uyuyor numarası yapardım her gece.

İstisnasız her gece dayak yerdi annem, usul usul ağlardı. Kısa çığlıkları, babamın onu oradan oraya çarpma sesleri, tokat sesleri, bir şeylerin düşüp kırılma seslerinden tahmin ederdim hangi odada olduklarını.

Evimiz büyüktü, zengin sayilmasak da durumumuz iyiydi. Annem cahil bir kadın değildi. Küçüklüğünden beri çaresiz olduğuna inandırılmış biriydi sadece. Babama acırdı, öfke duyardı fakat kin gütmezdi, onu anlardı bir şekilde. Kendi babasına benzetirdi, sinirli hallerini.

Gece şiddeti dışında, normal görünümlü bir aileydik. Babamdan çok korkardım, sevmekten bile korkardım onu. Sevgi şiddet ile cezalandırılan tehlikeli bir duyguydu, anlamıştım. Annem onu severek hayatının hatasını yapmıştı.

Beni bir sığınak gibi görürdü annem, yanıma yatardı, sessizce ağlardı. Ona sarılır ben de ağlardım, uyuyakalana dek bitmezdi gözyaşlarımız.

Kahvaltılarda, kimse konuşmazdı. İştah mı kalır insanda? Akşam yemeklerinde annemle ikimiz olurduk. Biraz olsun huzurlu hissederdim akşamları. Annemin kucağına yatar onu izlerdim öyle güzeldi ki. Uzun siyah saçları, beyaz teni ve yeşil gözlerine bakmaya doyamazdım. Sıkı sıkı sarılırdık. Sadece bize ait kıymetli anların tadını çıkarırdık.

Babam bana hiç dokunmadı. Hiç dayak yemedim. Bunun şükredilmesi gereken bir şey olduğunu küçük yaşta öğrendim. Hiç sarılmadı da. Şiddetin sessiz tanığı olmaktan başka bir acı yaşamadım. Zaten bu acı da kalbimi karartmaya yetti.

Rüyalarımda öldürmeye başladım onu. Biraz daha büyüyüp güçlenip, babamı öldürmeye yemin ettim.

Yine bir gün uykuya dalmak üzereyken bir ışık gördüm karşımda benden biraz uzakta.

- Bir çıkış yolu var dedi, ışık.

- Sen kimsin diye bağırdım çok korkuyordum.

- Sakin ol çocuk sana yardım etmeye geldim.

- Eğer izin verirsen annenin kurtulması mümkün dedi.

- Nasıl olacak o?

- Annen melek olacak onu yanımıza alacağız. Vakti geldiğinde, sen de gelip onu görebileceksin.

- Hayır istemiyorum hayır hayır hayır hayır diye sayıklarken uyandım.

Fırladım yataktan ev sessizdi. Odalarda kimse yoktu. Böyle durumlarda, alt komşu Latife teyzeye giderdim. Pijamalarımı bile çıkarmadan dış kapıyı açtım merdivenleri üçer beşer inerek,zile abandım. Sesini işittim komşu teyzenin biraz olsun rahatladım.

- Dur çocuk,dur dizlerim ağrıyor 

Kapıyı yavaşça açtı. Yatağından kaldırmıştım kadıncağızı, üzerinde bir gecelik bir sabahlıktan başka bir şey yoktu.

- Annem burda mı? 

- Yoo evde değil mi?

- Çok kötü bir rüya gördüm Latife teyze, dedim ağlamamak için kendimi tutarak.

- Geç bakalım çocuk, geç içeri.

Hızlıca girdim. Evi hep tütün kolonyası kokardı. Hiç sevmezdim bu kokuyu yine de şu an iyi gelmişti. Her zaman oturduğu koltuğuna geçti yakın gözlüklerini taktı. Cep telefonunu çıkardı yavaş hareketleri çıldırtıyordu beni. Annemin numarasını tuşladı. Tam altı kez çaldı telefon ve açıldı.

- Efendim

O an dünyanın en mutlu insanıydım. Annem ölmemişti. Babam annemi öldürmemişti. Melek olmamıştı annem.

Latife teyze titreyen elleriyle telefonunu sehpaya bırakırken,

- Çarşıya inmiş kız annen, yüreğimi hoplattın sabah sabah. Gel kahvaltı hazırlayalım. Ne rüya gördün anlat bakayım sen.

- Boşver Latife teyze dedim. Korktum işte.

- Ah benim yavrum kolay değil hiç kolay değil ama annen seni bırakıp gitmez. Melek yapmaz öyle şey merak etme. Allah görür çocuğum Allah yardım eder, sen hiç merak etme tamam mı?

Bana kocaman sarıldı. Melek'ti annemin adı. Gerçekten Melek olacak diye ödüm kopmuştu.

Bu olaydan iki ay sonra babam başka bir şehirde iş buldu. Ayda bir, üç ayda bir gelirdi, derken eve uğramaz oldu. 

O zamanlar aklım ermemişti. Başka bir karısı ve hatta çocukları varmış. Annemle boşanmadılar ama uyguladığı şiddet azalarak bitti. 

Ne kadar zaman geçti farkında değilim. Artık normal biri gibi yüreğimin acısını hissetmeden gülebiliyorum. Korkmadan, kaygılanmadan an'lardan keyif alarak yaşayabiliyorum.

Babamı uzun zamandır görmedim. Yıllarca düşlerimde öldürdüğüm adamı, gün geldi affettim. Onu affettim, annemi affettim kendimi affettim. Anlayamadığım, suçladığım, yargıladığım canımı acıtan herkesi, her şeyi affettim.

Kurtulmak için, babamı olduğu yerde bırakmam gerektiğini anladım. Sırtımda taşımak, bu utancı her gün yaşamak, boş yere ağırlık veriyordu kalbime.

Dünya masallarda anlatıldığı kadar büyülü bir muhteşemlikte değildi evet ya da korkutuldugu kadar büyük bir cehennem ateşi beklemiyordu bizi.

Her şey sadece olduğu gibiydi, gördüğümüz veya görmek istediğimiz gibi olması imkansızdı.


Yorumlar