Sana ihtiyacım varsa, bana yardım etmek de senin kaderindir.

9 gün olmuş yazmayalı. Öyle yorgunum ki uykum hep galip geliyor. Dünyadaki en değerli en keyifli şey o sanki. Günlük plan yapıyorum özenle  - Kahvaltı yazıyorum en başa. Sonrasında -uyku. Yemek yap (güç bela) sonraki madde - uyku. Hevesle bekliyorum geceyi, çünkü karşılıyor beni -uyku.

Halbuki o kadar beceriksizimdir ki uykuya dalma konusunda. Uyku ilacının kanatları uçuruyor normalde beni rüyalar alemine. Kimyasal bir maddeye neden fantastik anlamlar yükledim? Her gece masal dinler oldum Yutub'da o yüzden. Onda da aşırıya kaçıyorum bir masal daha, haydi son olarak buna bakayım derken sabaha erişirdim de uyku ilacı sağ olsun kapatıyor minik tatlı göz kapaklarımı. Uyku ilacı reklamı yapıyormuşum gibi, "Uyku ilacı, uykunuza can katar" Sloganım da iğrenç oldu.

1980'lerin sloganlarıyla karşılaştırınca, hepimiz süper birer reklamcıyız. Acele etmenize hiç lüzum yok, nasıl olsa bir gün öleceksiniz. Bari o zamana kadar rahat olun gibi bir mantığı var ki güzel aslında.

Bir şiir gördüm ve hemen sen de oku istedim. Seni ne kadar önemsediğimi bilirsin. Geçen gün koştuk, biraz sohbet ettik. Hatırlasana. Bağ kurmaya çalışıyorum dostum sen de biraz yardımcı ol. Yalnız olmaktan sıkılınca geliyorum buraya seninle biraz konuşabilmek için. Beni unutmanı istemem. Bir gölgeyim evet geveze bir gölgeyim belki ama hatırlanmayı hak ediyorum. Bir kitap yazıp okunmasını ve okurlarla bağ kurmayı beklemek istemiyorum. Okuyorsun işte. Tek bir kişi okusa yeter. Ben sayılarla ilgilenmem, muhasebeyi de bu yüzden bıraktım.

Tiyatrodayken, binlerce kişilik salonlarda oynamak isteyenleri duydum. Ben bir kişiye de oynarım dedim içimden. Dışımdan söylemedim beni anlamazdı. Ne fark eder çoğunluk Allah aşkına? Daha çok kişiye ulaşmak şöhret bağımlılığını doğuruyor. Ve bir noktadan sonra uyuşturucu gibi altın vuruş yaptırıyor insana sanırım. Büyük düşüşler yaşıyorlar. Magazinde şöhreti kaldıramadı olarak geçiyor. Halbuki şöhretsizliği kaldıramıyor insan onca ilgiden sonra.

Dışımdan söyleyemediklerimi söylüyorum işte sana. Koluma gir. Düşüyorum ben de bazen. Duygularım takılıyor ayaklarıma. Boğazıma dolanıyor endişeler. Öksürmek nafile. Biraz su ver mesela. Sana ihtiyacım varsa, bana yardım etmek de senin kaderindir. Mektup arkadaşın oldu mu hiç? Ben mektup arkadaşımla konuşmuyorum artık. Küsüyorum ben bazen. Ama sana küsmem. Sen bensin, kendime küsmem. İntihar etmeyi aklımdan bile geçirmediğim onca depresyon yaşadım, hayata küsmedim bile. Sadece saklandım.

Böyleyim işte yamuk bir ataç gibi duruyorum masanın köşesinde. Kimse düzeltip kullanmak zahmetine katlanmaz. Her gelen biraz daha yamultur şeklini. Artık ince demir çubuk da unutur bir zamanlar ataç olduğunu. Ne olmak istediğini düşünmekten de yorulur zamanla. 

Şiire yaklaşırken Yunan şair Yannis Ritsos'a teşekkürlerimizi sunalım. 

Yalınlığın Anlamı 

Yalın şeylerin arkasına gizleniyorum beni bulasın diye;
beni bulamazsan, eşyayı bulacaksın,
elimin dokunduğu şeylere dokunacaksın,
parmak izlerimiz karışacak birbirine.

Ağustos mehtabı ışıyor mutfakta
kalaylanmış bir tencere gibi ( sana bu söylediklerim yüzünden
öyle görünüyor),
boş evi ve evin diz çökmüş sessizliğini aydınlatıyor –
sessizlik hep öyle diz çökmüş gibi kalıyor. 

Bir yola çıkıştır her sözcük 

bir buluşma için; sık sık vazgeçilen-

ve bir sözcük gerçektir ancak, 

bu buluşmada direttiği zaman.

Yannis Ritsos

Yorumlar