Safi Hanım
Safi adında bir ev hanımı varmış. Eee her zaman olduğu gibi, O'nu evinin hanımı yapan da bir beymiş. Suphi bey. Hanımlar tek başlarına var olamıyorlarmış gibi(!)
Suphi bey ve Safi hanım o tuhaf güne kadar dertsiz tasasız yaşayıp gitmişler. Suphi bey Uzak Yol Kaptanıymış. Aylar boyunca evden uzak kalan eşini, sabırla bekleyen Safi hanım, ondan bir mektup alınca dahi çok mutlu olurmuş.
Yıllar yıllar geçtikçe bu epey uzun süren yalnızlık nöbetleri Safi hanımı biraz tuhaflaştırmış. Zaten konu komşuya gitmeyen, içine kapanık bir kadınmış. Kafasında kurduğu imgeler, yavaş yavaş gerçek dünyadaki boşlukların yerine geçmeye başlamış. İyice evden çıkmaz olmuş. Bitkilerle konuşmak artık ona yetmemiş. Kendisi için önemi ya da bir hatırası olan eşyalarla konuşmaya başlamış. Başta hafif bir eğlence olan bu uğraş, Safi hanımın da eşyaların sesini duymasıyla, farkında olmadığı bir kaosa dönüşmüş.
Uyanınca annesinden kalan sürahiye mutlaka " Günaydın" diyormuş. Çaydanlığın fokur fokur kaynamasına gerçekten bozulur " Geldim işte niye kızıyorsun " diye sitem edermiş. Suphi beyin ona getirdiği, ipek şalı karşısına alır " Neler yapıyor benim Suphi'm oralarda?" diyerek şaldan haberler alırmış.
Tabii bütün bunları o bekleyiş dönemlerinde yaşıyormuş. Suphi beyin dönüşü biraz yaklaşınca, eşyaları karşısına alır iyice tembihlermiş. "Uzaktan geliyor adam, konuşup kafasını şişirmeyin" dermiş hepsine. Kikirdeyen kırlentleri hafifçe pataklarmış. "Seni dürttüğümde, sakin bir musiki aç, kızıp da cozurdama" diye uyarırmış radyosunu.
O gün nasıl olduysa, Suphi bey hiç haber vermeden bahçe kapısında bitivermiş. Safi hanım onu bir hafta sonra bekliyormuş. Eli ayağına dolaşmış. "Ee erken geldin ya sen, bir aksilik mi oldu?" demiş. Onun bu paniğine şaşıran adam " Niye sevinmedin de bunca şaşırdın hanım?" diyerek sorusuna soru ekleyip geri yollamış. "Sevindim sevinmez olur muyum aşk olsun Suphi bey, geç içeri buyur" Bahçeyi suladığı hortumu toplayıp, çeşmeyi kapatmış.
- Aç mısın? Sofrayı kurayım mı?
- Hiç canım bir şey istemiyor. En son ne yedim hatırlamıyorum ama midem fena.
- Ah Suphi beyciğim hep aklım sende kalıyor inan benim de tadım tuzum yok.
- Az kaldı emeklilik talebinde bulunacağım zaten. Haydi bir çay koy da içelim.
Safi hanım, geveze eşyalarına, Suphi beyin geleceğini, uslu uslu oturmalarını tembih etmediği için bu denli heyecanlanmış. Kırlentler içerde dedikoduya başlamış. Çaydanlık koh koh gülüyormuş. Mutfakta asılı tablodaki yaşlı adam "Su ver bana" diye tutturmuş. Safi hanımın içindeki endişeler git gide artıyormuş.
Çok bunalmış kendisinden başka kimsenin duymadığı bu gürültüden. Hemen pencereleri açmış derin bir nefes almış. Sesleri duymamak için radyonun sesini iyice arttırmış. Suphi bey gazetesinden kafasını kaldırıp,
- Noluyor hanım çıldırdın mı? Hava soğuk yahu. Bütün camları açmışsın.
- Tamam tamam kapatıyorum radyoyu.
Karısıyla iletişim kuramadığını fark eden Suphi bey kalkmış camları kapatmış.
Bu arada çaydanlık " Su kaynadı Safi hanımcığım " diye seslenmiş. " Geldim geldim diyerek mutfağa koşmuş. Artık iyiden iyiye bir tuhaflık olduğunu anlayan Suphi bey hiç ses etmeden, mutfak kapısına yanaşmış. Hafif aralık kapıdan, eşyaları azarlayan, onlardan cevap geliyormuşçasına karşılık veren hanımını görünce iyice afallamış.
- Ne diyorsun hanım? Kendi kendine mi konuşuyorsun sen?
- Aman rahatsız ettiler seni değil mi? O kadar da söyledim susun durun Suphi bey sevmez böyle şeyleri dedim. Dinlemedi yaramazlar. Sen onların kusuruna bakma.
Hiçbir şey olmamış gibi mutfağı toplamaya koyulmuş. Her şeyin kötü bir şaka olmasını dilemiş Suphi bey. Daha önce hanımına pek sormadığı o bildik soruyu sormuş?
- Hanım gel otur bakayım şöyle iyi misin sen?
- Tabii sen uzaktaydın çözemedin bizim eşyaların dilini. Emekli olunca sen de anlarsın.
La havle çekerek yatak odasına yönelmiş. Yastık kılıflarını, çarşafı, yorganı değiştirmiş Safi hanım. Başka türlüsü içine sinmezmiş. Bu garip olaylardan ötürü kafası davul gibi olan adam karısının bu haline bir çareler düşünmüş. "Acaba çocuğumuz olmadığı için mi böyle oldu" demiş. Kendi ilgisizliğinin bu işte bir payı olabileceğini düşünmemiş bile.
Sabah olduğunda karısı hiçbir şey olmamış gibi davranınca, o da dün akşamın lafını etmemiş. Belki de bir kerelik buhran gibi bir şeydi diye düşünmüş.
Kahvaltıdan sonra mahalledeki esnaf arkadaşlarını ziyarete gideceğini söylemiş. Şapkasını paltosunu hazırlamış Safi hanım. " Haydi selametle" demiş "Geç kalma ha akşama yemeğe eve gel" Suphi beyin içi rahatlamış. Dünkü saçmalığı hafızasından silme tuşuna basıvermiş hemen.
Safi hanım hiç sulanmamış bir çiçek gibi hissediyormuş. Kendi kendini mi hapsetmiş bu yaşantıya ya da kader deyip susmalı mıymış artık hiç bilmiyormuş. Bahçede durmuş eşinin arkasından bakarken bunlar geçiyormuş içinden.
Evine girince aydınlanıvermiş yüzü. Eşyaların cıvıl cıvıl sesleri geliyormuş içerden. Dış kapının yanaklarını sıkıp şefkatle gülümsemiş "Kaldık mı yine baş başa?"

Yorumlar
Yorum Gönder