Denge


  Dengeyle ilgili birçok şey araştırdım. Bende biraz eksik olduğundan sanırım ilgimi çekiyor bu konu. 

Ne geliyor aklınıza "denge" deyince? Çekiçörs ve üzengi. Tamamen yanlış bilgi. 

Kulaktaki denge yapıları yarım daire kanalları imiş. Otolit taşlar sayesinde denge sağlanırmış. Ayrıca tulumcuk ve kesecik bu işe yardımcı olur diyorlar bilenler.

Benim dengesiz olan yanım ruh sağlığım. Yani iyiyim çok şükür ama ne bileyim. Aslında bu denli coşkuyla yaşamak duyguları, hiç de kötü değil. Bir faturası var tabii ki bu durumun. 

Nahoş, yok olmadı bu ne sevimsiz kelimeymiş "nahoş". Negatif diyeyim. Negatif duyguları da dibine kadar yaşıyoruz efendim ben ve benim gibiler. Kaç kere öldüm ben bilirim. Yoo bilmiyorum aslında saymadım.  Ama diğer uçtaki neşe, enerji, coşku, sevgi muazzam. Her gün aşıkmışım gibi hissediyorum. Özellikle baharları. Bir ben istifa ederim işimden, bir de Orhan Veli bırakır evkaftaki memuriyetini. 

Güzel havalar geldi mi saklandığı yerden çıkarılan uçurtmadır yüreğim. Biraz onarılırım tabii. İpimi bırakmazsa kader denen çocuk, değmeyin keyfime. Uçurtmalar kontrolün kendilerinde olmadığını çok iyi bilirler.

Bir film vardı aklımda sana anlatmak istediğim. İsmi "Tehlikeli Yürüyüş". 

Efendim, Philippe Petit, ender rastlanan akrobatlardan biri. Çünkü onu trapezde yürümek kesmiyor. Bir gün nerede yürüsem daha riskli olur, nerden düşsem ölmesi en zevkli olur diye düşünürken aklına İkiz Kuleler geliyor. Bu arada Fransız kendisi. Yürüyüşü düzenleyene kadar maceralar bitmiyor tabii. Neyse 1974'ün o sıcak ağustos günü sevgili Philippe, Dünya Ticaret Merkezi'nin İkiz Kuleleri arasındaki yürüyüşünü tamamlayabiliyor mu, yoksa denge üstadımız son şakasını mı yapıyor ben artık bilemiyorum.  Hayatını ilham verici, heyecanlı ve keyifli hale getirdiği için ona hayranım. Hayatımı ilham verici, heyecanlı ve keyifli hale getiremediğim için kendime kızgınım. Tamam neyse sıradan olmak da güzel.

İki uçlu ya, bozuk olan duygu durumum. Bugün düşündüm biraz. Kendimle sohbet ettim. Kendimden başka kimse ile sohbet etme fırsatım olmadığı için belki, bilmiyorum.  Dedim ki neden iki uç olsun ki? Benim dedim milyonlarca tamam abarttım sayı uydurmak hep Ziyalık oluyor. Yani ben bir sürü dalları olan bir ağacım belki. Uçlarında çiçekler ya da sinekler. Kim karar veriyor ulan benim duygu durumuma? Sinirlendim biraz sağ elim sol elime kolonya ikram etti. Ah çok naziksin diye teşekkür etti diğeri. Şaka şaka o kadar da yalnız değilim ühü.

Sabahlara kadar yazsam akşamlara kadar uyusam daha mutlu olmaz mıyım? Yaşamaktan daha enterasan yazmak! Bir şeyler yaz bak. Günce tut. Hiç alışmamışım o sözcüğe. Günlük işte. Kendine bir adım daha yaklaşmak ürkütmesin seni. Kendini sevmen üstü çizilmesi gereken hayat amaçlarından biri.

Gidemiyorum bak. Klavye mıknatıs gibi. İki uçlu o da. Ay çıldırıcığım.

 Philippe Petit gibi insanlar yani adrenalin bağımlıları, kötü bir ailede, çevrede yetişir ise seri katil veya psikopat manyak olabilirler diye bir şey okumuştum filmi izledikten sonra. Genetiğin sihirli işlevi göz ardı edilemez ama çevresel koşulları çok önemsiyorlar bilim insanları. Halbuki esas olan insanın özüdür bence.

Bu arada psikopat seri katil veya sosyopat manyakların ruh hallerini merak edecek kadar uçtuysanız size bir de dizi tavsiyem var. 

David Fincer abimizin yapımcı olduğu Mindhunter. Keşke iki sezon daha olaydı da Anna Torv ablamızı göreydik. Efkar bastı. Gittim ben.

Kendinizi sevin ki ben de sizi seveyim.

Haydi öperler.





Yorumlar